Emperyalist dünyanın dini figürleri
“Türkiye’de ‘kanaat önderi’ veya ‘hoca’ kimliğiyle konuşan bazı figürlerin, İran’ın savaş bağlamında elde ettiği başarılar karşısındaki söylemlerinin Amerikan emperyalizmine dolaylı katkılarını yazacağız
Uluslararası sistemde söylem, yalnızca bir yorumlama aracı değil, aynı zamanda güç üretiminin bir parçasıdır.
Bu bağlamda, Türkiye’de kamuoyuna hitap eden ve dini ya da entelektüel otorite iddiası taşıyan bazı aktörlerin, İran’ın bölgesel çatışmalardaki konumuna ilişkin geliştirdikleri söylemler dikkatle incelenmelidir.
Özellikle bu aktörlerin İran’ın askeri veya stratejik kazanımlarını küçümseyen, itibarsızlaştıran ya da meşruiyetini sorgulayan bir dil kullanmaları, sadece yerel bir fikir beyanı olarak değil, küresel güç dengeleri bağlamında işlevsel bir söylem olarak değerlendirilebilir.
Söylemsel benzeme
ABD’nin Orta Doğu politikasında İran uzun süredir “tehdit” olarak konumlandırılmaktadır.
Türkiye’deki bazı figürlerin, bu çerçeveyle örtüşen şekilde İran’ı istikrarsızlaştırıcı, mezhepçi ya da irrasyonel bir aktör olarak sunmaları, bilinçli ya da bilinçsiz biçimde Amerikan dış politika söylemiyle paralellik göstermektedir.
Bu durum, yerel söylemin küresel hegemonik sisteme eklemlenmesi anlamına gelir.
Meşruiyeti aşındırma çalışması
İran’ın bölgesel politikalarının veya askeri başarılarının sürekli olarak küçümsenmesi, bu aktörün uluslararası sistemdeki meşruiyetini aşındırmaya yönelik bir etki üretir.
Bu da ABD’nin İran’a yönelik izolasyon politikalarının ideolojik zeminini güçlendiren bir katkı sunar.
Zira hegemonik güçler yalnızca askeri ya da ekonomik araçlarla değil, aynı zamanda rakip aktörlerin meşruiyetini sorgulayan söylemler üzerinden de güç üretir.
Algı yönetimi
Türkiye gibi bölgesel bir aktörde kamuoyunun yönlendirilmesi, dış politika tercihlerini dolaylı olarak etkileyebilir.
İran karşıtı söylemlerin dini veya ahlaki referanslarla meşrulaştırılması, geniş kitleler nezdinde daha etkili olabilir.
Bu da uzun vadede Türkiye toplumunda İran’a yönelik negatif bir algının yerleşmesine ve böylece ABD’nin bölgesel stratejileriyle örtüşen bir kamuoyu zemininin oluşmasına katkı sağlayabilir.
Söz konusu aktörlerin doğrudan bir “iş birliği” içinde olduklarını iddia etmekten ziyade, kullandıkları dilin ve çerçevenin küresel güç ilişkileri içinde nasıl işlev gördüğüne odaklanır.
Bu perspektiften bakıldığında, yerel düzeyde üretilen söylemlerin, küresel hegemonik yapıların yeniden üretimine katkıda bulunabileceği; dolayısıyla söylemin de en az maddi güç unsurları kadar önemli bir araç olduğu ortaya çıkmaktadır.
Sonuç olarak işbirlikçi yerel sözcülerin aksine Türkiye kamuoyunda tüm siyasi parti tabanlarında karşılık bulamamıştır.
Bu konuda ülkemizin asıl insanlarını da tebrik etmek istiyorum.
Selametle kalınız
Bünyamin Gökçe
5nisan2026

