*Birbirimize güvenemez olduk!*
Açık konuşayım…
Türkiye’nin bugün en büyük sıkıntısı sadece ekonomi değil sadece siyaset de değil.
Bunların hepsinden önce bu memlekette ciddi bir güven eksikliği oluşmaya başladı.
Siz de farkındasınız değil mi? Ne zaman yakın veya uzak iki-üç ahbap bir araya gelsek muhabbet bir şekilde kimlerin kimlere nasıl hatalar yaptığını, nasıl zarar verdiğini yada nasıl kandığına geliyor.
İnsan kendi nefsinden sorumlu, son zamanlarda o kadar çok duyuyorum ki artık algımda seçicilik oluşmaya başladı.
Anladım ki insanlar artık sadece geçim derdiyle yaşamıyor.
Kime inanacağını, hangi söze güveneceğini, yarın ne olacağını da düşünerek yaşıyor.
Herkesin içinde bir tedirginlik, bir kırgınlık, bir yorgunluk var.
Ve işin kötü tarafı şu, bir memlekette güven azaldığı zaman orada sadece huzur gitmez, memleketin ayarı da bozulur.
Ondan sonra gelsin ülkeyi ayakta tutan her direğin sanki domino taşı gibi tek tek devrilmesi.
Çünkü bir ülke sadece ekonomi ve siyaset ile ayakta durmaz.
Bir memleketi ayakta tutan şey önce güvendir. İnsan devlete güvenecek, hukuka güvenecek, birbirine güvenecek.
Bunlar zayıfladı mı, geriye kalan her şey zaten sallanmaya başlar.
Bugün çarşıya çıkın, pazara inin, iki esnafı dinleyin…
Herkesin anlattığı başka gibi görünüyor ama herkesin içinde aynı dert var.
Millet artık sadece cebini düşünmüyor.
Millet artık niyet tartıyor. Kim samimi, kim değil.
Kim gerçekten iyi niyetle konuşuyor, kim kendi hesabı için?
İnsanlar bunu çözmeye çalışıyor.
Bu da toplum için hiç hayra alamet değil.
Yalan yok, eskiden de darlık vardı, yokluk vardı ama güven vardı. İnsanlar birbirine daha çok inanıyordu.
Şimdi ise herkes daha kuşkulu, daha temkinli, daha içine kapanmış durumda.
Hele pandemi ve üstüne üstük depremden sonra kimse kimseye itimat etmez oldu.
Ha, Bir de işin adalet tarafı var.
Bu millet her şeye sabreder ama adaletsizlik hissine kolay kolay sabretmez.
Eğer bu duygu zedelenirse, orada sadece güven değil, aidiyet de zedelenir.
Ekonomi desen zaten ayrı bir yük. Geçim derdi büyüdükçe insanın sabrı azalıyor, tahammülü daralıyor, öfkesi büyüyor.
Çünkü mutfağında yangın olan insanın içi de kolay kolay serin olmuyor.
Sonra bu problem ailesine yansıyor, gerginlik, sinir, tartışma derken bir bakmışın ki evler, ocaklar sönmüş. Aileler dağılmış…
O yüzden Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey yeni bir kavga değil, yeni bir gerginlik değil.
Millet zaten yeterince yorgun. Geçen yazımda da bahsetmiştim, Türkiye’nin yarınını kavga ile inşa edemeyiz diye.
Kavgaların temelinde zaten genelde güvensizlik duygusu yatar.
Bir düşünün inanın ki hak vereceksiniz.
İşte bu yüzden bizim bu güven duygusunu yeniden tesis etmemiz lazım.
Açıkça yazıyorum, memleketimizin insanın beklentileri aslında çok yüksek değil.
Kendimi de dahil ederek istediğimiz şeyler az çok belli; biraz güven, biraz huzur, biraz iç rahatlığı.
İşin özü,
Şu sıralar bu memlekette ekmek kadar güven de eksik.
Ve güven olmadan da ne toplum toparlanır, ne siyaset düzelir, ne de yarınlara sağlam bakılır…
Alper ESKİKILIÇ
alpereskikilic@gmail.com

