Türkiye yine zor bir dönemden geçiyor.
Siyasi hava gergin, toplum yorgun, insanlar neye inanacağını, kime güveneceğini şaşırmış durumda.
Her kafadan bir ses çıkıyor, herkes konuşuyor ama kimse memleketin yükünü gerçekten omuzlamaya yanaşmıyor. Olan da yine bu milletin huzuruna, sabrına, birliğine oluyor.
Bizim bu ülkede en büyük sıkıntımız aslında şu; Her meselede taraf oluyoruz ama çoğu zaman memleketin tarafında kalmayı beceremiyoruz.
Oysa bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey ise particilikten, kamplaşmadan, günlük öfkelerden biraz sıyrılıp bu ülkenin selametini düşünmek.
Bakın açık konuşayım,Türkiye öyle sıradan bir ülke değil.
Bulunduğu coğrafya ateş çemberi, etrafı karışık, içeride zaten herkesin siniri gergin. Böyle bir ortamda bizim birbirimize daha fazla yük olmamızın, birbirimizi daha fazla germemizin kimseye faydası yok.
Bugün siyasetçinin de, gazetecinin de, kanaat önderinin de, sokaktaki vatandaşın da diline, tavrına, niyetine dikkat etmesi gerekli.
Çünkü bizim memleketin en tehlikeli kırılması ekonomiden önce zihinlerde başlıyor.
İnsanlar birbirine güvenini kaybederse, herkes karşısındakine düşman gözüyle bakmaya başlarsa, orada sadece siyaset bozulmuyor toplumun mayası da bozuluyor.
Bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu şey, tansiyonu yükseltmek değil, düşürmek.
Her gün yeni bir kavga, yeni bir polemik, yeni bir cepheleşme…
Vallahi bende bıktım hatta millet bıktı. İnsanlar artık bağıran değil, toparlayan bir ses istiyor.
Bu memleketin insanı kavga seyretmekten yoruldu. Herkes kendi mahallesini alkışlıyor ama kimse bu ülkenin tamamını düşünmüyor.
Bir diğer önemli mesele de adalet duygusu. İnsanlar artık şunu hissetmek istiyor: “Bu ülkede hukuk herkese lazımdır, herkese eşittir.”
Eğer bir toplumda adalet duygusu zedelenirse, orada güven de zedelenir, aidiyet de zedelenir, sabır da zedelenir.
Devlet güçlü olacak elbette, ama devletin asıl gücü vatandaşına güven vermesi değil midir? Sert görünmek başka şeydir, adil olmak başka şeydir.
Bu millet ikisini birbirinden ayıracak ferasete sahip.
Ekonomik meseleleri de hafife almamak lazım.
Çünkü mutfağında yangın olan insanın siyasete bakışı da sertleşir, hayata bakışı da daralır.
Geçim derdi büyüdükçe tahammül azalır, umut azaldıkça öfke büyür.
O yüzden Türkiye’nin bugün sadece siyasi değil, sosyal ve ekonomik olarak da milleti rahatlatacak bir iklime ihtiyacı var.
Ama bütün bunların üstünde bir mesele var; iç cepheyi sağlam tutmak.
Bugün Türkiye’nin en büyük ihtiyacı olan şey temelde aslında bu.
Çünkü dışarıda bu kadar hesap yapılırken, içeride birbirimize düşersek kimseye faydası olmaz.
Biz bu memleketi sosyal medyadaki sloganlarla, ekranlardaki bağrışmalarla, günlük siyasi hırslarla ayakta tutamayız. Bu ülke, sağduyuyla, sabırla, devlet aklıyla ve milletin duasıyla ayakta kalır.
Şunu artık hepimizin anlaması lazım, bu ülke kimsenin kişisel hırsından, siyasi hesabından, günlük öfkesinden daha küçük değildir.
Türkiye, hepimizin ortak evi. Bu evin içinde sürekli kavga çıkarmak, duvarlarına vurmak, temelini sarsmak kimseye kazanç getirmez.
Yapmamız gereken şeyde aslında belli; Dili yumuşatmak, adaleti güçlendirmek, millete güven vermek, ekonomiyi toparlamak ve en önemlisi toplumu yeniden aynı memleket duygusunda buluşturmak.
Çünkü bu topraklar çok şey gördü. Çok badire atlattı. Allah’ın izniyle bunu da atlatır. Ama bunun yolu birbirimizi tüketmekten değil, birbirimizi anlamaktan geçer.
Bu memleketin en büyük ihtiyacı yeni bir kavga değil;
yeniden birbirine inanan bir Türkiye’dir.


Elinize dilinize sağlık.
Kim; Din için, Vatan için,Memleketin kalkınması için,bir tuğla taş koyuyorsa,sayu gayret gösteriyorsa,Hz.Allah onlardan Razi olsun diye dua etmek lazım.
Zira günümüzde nutuk çekenler,konuşanlar çok ,icraatta bulunanlar az.Çare özümüze dönmekte...