ABD’NİN Hegemonik Dönüşüm Sürecinde Stratejik Direnç ve Statüko Çıkmazı
Uluslararası ilişkiler literatüründe "hegemonik gerileme" (hegemonic decline) teorileri vardır.
Bu teori ışığında incelendiğimizde; ABD'nin Orta Doğu projeksiyonunda İran ile girdiği nüfuz mücadelesi, yalnızca askeri bir karşıtlık değil, aynı zamanda küresel bir güç erozyonunun dışavurumu olarak görüyoruz.
ABD'nin bölgedeki müdahaleci politikalarının beklenen stratejik çıktıları verememesi, "aşırı yayılma" sendromunu tetiklemiştir.
Washington yönetiminin mevcut çatışma dinamikleri içerisindeki tavrı, bir tür "kontrollü geri çekilme" ile "itibar muhafazası" arasındaki denge arayışıdır.
Edebiyatta "istemem yan cebime koy" olarak tabir edilen pragmatizme benzer şekilde; ABD, bir yandan askeri ve ekonomik hegemonyasının sarsıldığını kabul etmekten kaçınmakta, diğer yandan ise maliyetli doğrudan çatışmalardan kaçınarak statükoyu retorik düzeyde savunmaya çalışmaktadır.
Bu tutum, azalan güç kapasitesini diplomatik ve sembolik sertlik gösterileriyle maskelemeye çalışmaktadır.
Tarihsel perspektiften bakıldığında, benzer sistemik krizler yaşayan imparatorlukların ve büyük güçlerin, yapısal çöküş öncesinde "stratejik ayak diretme" evresine girdikleri müşahade etmiş durumdayız.
Harcanan kaynaklardan yeterli verim alınamaması ve meşruiyet kaybı, bu yapıların içerde ve dışarıda kaçınılmaz olarak tarihsel birer çöpe dönüşmesi kaçınılmazdır.
Ve dahası inancımız gereği “(Resulüm!) İnkâr edenlere de ki: Yakında mağlûp olacaksınız ve cehenneme sürükleneceksiniz.
Orası ne kötü bir kalma yeri!” Ali İmran 12 Sonuç olarak, ABD'nin Orta Doğu sahasındaki mevcut direnci, yapısal bir dönüşümün geciktirilmesi çabası olarak görülmekte; ne kadar geciktirmeye çalışsa da bu sürecin, tarihsel döngüler uyarınca hegemonik bir statü kaybı ve sistemik bir tasfiye ile nihayete ermesi olarak sonuçlanacaktır.
Selametle kalınız 06.05.2026

