fatmagultanis @ gmail.com

ÇOCUK _YETİŞKİN SENDROMU

Altmış yaşına gelmiş bir erkek düşünelim.

Bedensel olarak olgunlaşmış, yaşam deneyimleri biriktirmiş; fakat ailesel rollerde hâlâ çocuklaştırılan, ailesinin ,ablasının denetiminden çıkamamış , aile reisi olması engellenmiş bir birey…

Ablasının “Sen benim oğlumsun, ne dersem o olur” yaklaşımı, sadece otoriter bir söylem değil, aynı zamanda bireysel kimliği sürekli baskılayan, kişisel özerkliği körelten bir zihinsel kuşatmadır.

Bu durum psikolojide “çocuk-yetişkin” ya da “ergen-yetişkin” haliyle açıklanabilir: parentifıed yani aile içinde çocuklaştırılmış , ebeveynleştirilmiştir.

Bağlanma kuramı bunu açıklamaya yardımcı olur: Anksiyete -yoğun bağlanma stilleri onay arayışını ve terk edilme korkusunu besler; kişi başkalarının onayı olmadan kendini tamamlanmış hissedemez.

Yani kronolojik yaş ilerlemiş olsa da duygusal ve sosyal gelişim erken evrede donmuştur.

Bu bireyin en temel problemi özsaygı gelişiminin engellenmiş olmasıdır. Çocukluk ve gençlik yıllarında sürekli dışarıdan onay aramaya koşullandırılmış, kendi kararlarını alma ve sorumluluk taşıma fırsatını bulamamıştır. Bu yüzden yetişkinlikte de “gizli davranış” örüntüleri ortaya çıkar: eşini aldatma, yalan söyleme, gizli işler çevirme… Çünkü açık ve dürüst bir kimlik sergileyememiş, çocuklukta hep cezalandırılmıştır.

Bastırılan özerklik ihtiyacı, gizli ve düzensiz yollarla doyurulmaya çalışılır.

Bu da kişide karakter bütünlüğünün oluşmamasına ve sürekli içsel çatışmaya yol açar.

Hayat düzeni kaotik, ilişkileri güvensiz, benlik algısı kırılgan hâle gelir.

Toplumsal açıdan bu tablo, aile içi hiyerarşinin yanlış işleyişinin bir sonucudur.

Kardeşler arasında “büyüğün her dediği doğrudur” anlayışı, bireysel gelişim alanlarını yok eder.

Çekirdek aile kuramamış olmak da bu baskının bir sonucudur: Kendi bağımsız ailesini inşa edemeyen birey, sürekli kök ailesinin gölgesinde yaşamaya mahkûm kalır.

Bu gölge, sadece kişisel mutsuzluk yaratmaz; aynı zamanda topluma yayılan bir sosyal soruna dönüşür.

Çünkü sağlıklı çekirdek aileler kuramayan bireyler, sağlıksız aile yapılarının ve kuşaklar arası travmaların devamına sebep olur.

Özsaygı eksikliği, gizli yanlış yollara sapma, dürüstlükten uzaklaşma, karakter oturmaması, kronik mutsuzluk psikoloji de ki getirdiği sonuçlar olarak tanımlamak mümkündür.

Toplumsal olarak olaya baktığımız da çekirdek aile kurumunun zayıflaması, kuşaklar arası bağımlılığın sürmesi, işlevsiz aile rollerinin devamı, toplumsal güven duygusunun zedelenmesi gibi sorunları sayabiliriz.

Bireysel düzeyde, sınır koyma becerilerinin öğrenilmesi, terapi yoluyla geçmiş travmaların işlenmesi ve özsaygının yeniden inşası önemlidir.

Toplumsal düzeyde ise aile içi rollerin yeniden tanımlanması, bireyin özgürleşmesine izin veren bir kültürel dönüşüm gereklidir.

Çünkü kronolojik yaşın ilerlemesi, duygusal olgunluğun garantisi değildir.

Asıl olgunluk, bağımsız karar alabilmek, dürüst bir kimlik sürdürebilmek ve kendi hayatının sorumluluğunu üstlenebilmektir.

Belli bir yaş olgunluğuna gelmiş bir birey hâlâ çocuklaştırılan ve baskılanan bir erkek yada kadın; kendi hayatının öznesi olamadığı için gizli, yanlış ve düzensiz yollara kayabilir.

Bu hem bireysel hem toplumsal bir yaradır.

Gerçek dönüşüm, bireyin kendi özsaygısını yeniden inşa etmesi ve toplumsal yapının buna alan açmasıyla mümkündür.

Öyleyse güzel kardeşim başkalarının gölgesinden kurtul ve kendi güneşini bul ve kendi güneşine doğ.

Sağlıcakla kalın,hoşca kalın.

Fatmagül TANIŞ 2025