YENİ ÇAĞDA TÜRKİYENİN YOLU
Tarihsel süreç, doğrusal bir ilerleyişten ziyade belirli kırılma anları etrafında şekillenir.
Bu kırılmalar, mevcut siyasi, askeri ve toplumsal yapıları kökten dönüştürerek yeni bir çağın kapılarını aralar.
Fatih Sultan Mehmet'in 1453'te İstanbul'u fethi, yalnızca bir şehrin el değiştirmesi değil, bin yıllık bir imparatorluğun sonu ve yeni bir dünya düzeninin başlangıcı olmuştur.
Bu fetih, aynı zamanda sur ve kale duvarları arkasında yüzyıllar boyunca güvenli bir varoluş biçimi geliştirmiş olan halkları, surların dışına çıkmaya, yeni coğrafyalarda ikamet etmeye ve yeni bir yaşam düzeni kurmaya zorlamıştır.
İstanbul'un fethi, Orta Çağ'ın kapatan ve Yeni Çağ'ı başlatan bir hadise olarak kabul edilir.
Surlar, sadece fiziksel bir engel değil, aynı zamanda bir medeniyetin kendini dış dünyaya karşı koruma biçimiydi.
Surların yıkılması, bu korunma biçiminin artık işlevsiz kaldığını göstermiş ve toplumları yeni bir varoluş stratejisi geliştirmeye itmiştir.
Bu, savunmacı bir anlayıştan hareketli ve genişleyen bir siyaset anlayışına geçişi simgeler.
Bu bağlamda, dönemin en gelişmiş teknolojisi olan toplar, mevcut askeri dengeleri alt üst ederek savaşın doğasını değiştirmiştir.
Bu, teknolojik yeniliğin tarihsel kırılmalardaki belirleyici rolüne dair güçlü bir örnektir.
Günümüzde benzer bir kırılma, füze teknolojisi alanında yaşanmaktadır.
İran'ın savunma sanayisinde kaydettiği gelişmeler, bu dönüşümün en somut örneklerinden birini teşkil etmektedir.
Savaşın başlarında İran'ın "hava savunma gücünün olmadığı" ve "zayıf askeri unsurlara sahip olduğu" yönündeki söylemler, klasik askeri güç dengesi anlayışının bir ürünüydü.
Ancak İran, nispeten düşük maliyetli füze sistemleriyle, ABD ve İsrail gibi aktörlerin yüksek teknoloji ürünü hava ve deniz unsurlarına karşı caydırıcılık sağlamayı başarmıştır.
ABD nin bölgedeki üsleri hedef olmuş, denizdeki yüzen kaleleri yakınına bile gelememektedir.
Bu gelişme, savaşın temel konularını sorgulamaya açmıştır:
Maliyet Etkinliği: Necmettin Erbakan'ın da işaret ettiği gibi, "Sen 2 tane uçak gemisi yapana kadar adam 40 tane daha yapar. Biz buna yetişemeyiz."
Bu öngörü, günümüzde milyarlarca dolarlık platformlar (uçak gemileri, beşinci nesil savaş uçakları) ile onların milyonda biri maliyetindeki füze sistemleri arasındaki asimetrik rekabette kendini göstermektedir.
Teknolojinin Çift Taraflı Kullanımı: Erbakan'ın "Teknoloji Allah'ın bir nimetidir" sözü, teknolojinin yalnızca büyük güçlerin tekelinde olmadığını, kararlı ve bağımsız bir iradeyle her milletin kendi savunma teknolojisini geliştirebileceğini vurgulamaktadır.
Geleneksel Gücün Sorgulanması: Yeni nesil savaş uçakları (F-35 gibi) ve uçak gemileri, bu yeni denklemde eskisi kadar belirleyici olmayabilir.
Yüzlerce kilometresi uzaktan atılan bir füze, hava üstünlüğü kavramını yeniden tanımlamaktadır.
Abdnin be batının son NATO toplantısında bize müjdeler gibi sunulan F35 vereceğiz sözleri boş bir sözdür. İsterse 100 tane olsun. Sistem artık o eski sistem değil. Devir değişti.
Bu olaylar, savaş tarihinin yeniden yazıldığını göstermektedir.
Tıpkı İstanbul surlarının toplarla yıkılması gibi, bugün de hava sahaları ve denizler, yeni nesil füze sistemleriyle yeniden şekillenmektedir.
Tarih, büyük ölçüde savaş ve güç mücadelelerinin tarihidir.
Ancak her yeni kırılma, aynı zamanda yeni bir düzen kurma fırsatını da beraberinde getirir.
Günümüzde ABD ve Batı dünyasının sağladığı teknolojik bağımlılık ilişkilerinin sorgulanması, bağımsız bir teknoloji politikasının önemini ortaya koymaktadır.
Türkiye'nin, bu yenidünya düzeninde lider bir konuma gelebilmesi için:
Savunma sanayisinde tam bağımsızlığı hedefleyen milli teknoloji hamlelerini sürdürmesi,
Kendi füze, hava savunma ve uzay sistemlerini geliştirmesi,
Sadece askeri değil, aynı zamanda siyasi ve ekonomik olarak da "göbek bağını keserek" bağımsız bir aktör haline gelmesi,
Tüm dünyada adaletsizliği ve zulmü durduracak, yaşanabilir ve adil bir dünya düzeninin inşasına öncülük etmesi gerekmektedir.
İstanbul'un fethi nasıl ki bir çağın kapanıp yenisinin açılmasına vesile olduysa, bugün de yaşanan teknolojik ve askeri dönüşüm, tarihin yeni bir sayfasını aralamaktadır.
Bu yeni sayfanın nasıl yazılacağı, milletlerin bağımsızlık iradelerine ve teknolojiyi kendi ellerinde tutma becerilerine bağlıdır.
Selametle kalınız.

