YÖNETİCİ SEN Mİ ,DUYGULARIN MI ?
İnsan yalnızca düşünen bir varlık değildir; aynı zamanda sürekli hisseden bir varlıktır.
Gün içinde farkında olarak ya da olmayarak birçok duygu yaşarız.
Öfkeleniriz, seviniriz, üzülürüz, kıskanırız, kaygılanırız. Her duygu içimizde bir hareket başlatır.
Asıl mesele şu: Duygular mı bizi yönetiyor, yoksa biz mi duygularımızı yönetiyoruz? Duygularımız bizimle konuşur aslında.
Öfke yaşarız; çünkü bir sınırımız ihlal edilir.
Üzülürüz; çünkü bir kayıp yaşarız ya da beklentimiz karşılanmaz.
Kıskanırız; çünkü kendimizi başkalarıyla kıyaslarız.
Kaygılanırız; çünkü geleceği kontrol etmek isteriz.
Yani her duygu bir ihtiyacı, bir eksikliği, bir hassasiyeti işaret eder.
Duygular aslında yol gösterir; fakat biz çoğu zaman o işareti okumak yerine doğrudan tepki veririz.
Tepki verdiğimizde anlık bir rahatlama yaşarız; fakat uzun vadede pişmanlık duyarız.
Öfkeyle konuşuruz, kalp kırarız. Kıskançlıkla hareket ederiz, ilişkileri zedeleriz.
Kaygıyla karar veririz, gereksiz korkular üretiriz.
Çünkü o anda direksiyon duyguların eline geçer.
Oysa insan, direksiyonu elinde tutmayı öğrendikçe olgunlaşır.
Psikolojik açıdan duygular bastırıldığında kaybolmaz; birikir.
İfade edilmeyen öfke içe yönelir ve insanı yorar.
Bastırılan üzüntü zamanla umutsuzluğa dönüşür.
Sürekli görmezden gelinen kaygı ise bedensel gerginlik olarak ortaya çıkar.
Bu yüzden duyguları inkâr etmeyiz; onları tanırız.
Tanıdıkça da yönetmeyi öğreniriz.
Toplum içinde yaşadığımız için duygularımız yalnızca bizi etkilemez.
Evdeki bir kişinin huzursuzluğu bütün aileye yansır.
Sürekli kaygılı bir anne-baba, çocuğuna da kaygıyı öğretir.
Sürekli öfkeli bir yönetici, bulunduğu ortamın iklimini değiştirir.
Sosyolojik olarak duygular yayılır. Huzur yayılır, gerginlik yayılır, umut yayılır.
Bu nedenle duygularımızı yönetmek sadece bireysel bir mesele değil; aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur.
Duygusal zekâ dediğimiz şey, hissettiğini fark edebilme ve duygularını bilinçli şekilde yönlendirebilme becerisidir.
“Şu an öfke yaşıyorum.” diyebilmek, “Şu an kırıldım.” diyebilmek her zaman kolay olmaz.
Fakat duygularımızı isimlendirdikçe üzerlerindeki kontrolümüz artar ve bu bizi içsel olgunluğa taşır.
Atalarımız “Keskin sirke küpüne zarar verir.” derken kontrolsüz duygunun önce sahibini yorduğunu anlatır.
Öfke en çok öfkeleneni yakar. Sürekli kaygı en çok kaygı sahibini tüketir.
Çünkü duygu yönetilemediğinde akıl devre dışı kalır.
Oysa akıl ve duygu birlikte çalıştığında denge oluşur; dengeli düşünce ve davranış ortaya çıkar.
Duygularımız kötü değildir; onlar insani yönümüzdür.
Fakat yönetilmediğinde hayatımızda karmaşa oluşturur. Hem iç dünyamızı zorlaştırır hem ilişkilerimizi yıpratır.
Kendimizi tanıdıkça, hislerimizi anlamlandırdıkça ve bilinçle yönlendirdikçe iç huzurumuz artar.
Özsaygımız güçlenir. İlişkilerimiz daha sağlıklı hâle gelir.
İnsan durup düşündüğünde, fark ettiğinde ve bilinçli davrandığında; duygularını bastırmadan ama onlara teslim de olmadan yaşamayı öğrenir.
Çünkü güçlü insan, duygusuz insan değil; duygularını yönetebilen insandır.
İnsan iç dünyasını değiştirmeden dış dünyasının değişmesini beklerse hayal kırıklığı yaşar. İçte karmaşa varken dışta huzur kalıcı olmaz
Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, Ra'd Suresi 11. ayette şöyle buyrulur: “Şüphesiz Allah, bir kavim kendi durumlarını değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez.” Değişim önce içeride başlar.
Duygularını tanıyan, öfkesini terbiye edip dönüştüren, kaygısını yöneten, kırgınlığını onaran insan; hem kendini hem çevresini dönüştürür. Duygularını yönetemeyen insan hayatını da yönetemez vesselam.
Fatmagül TANIŞ - 2026

