KAYIP BAĞ
İnsan güçlü olduğunu zanneder.
Her şeyi kaldırabileceğini, her şeye alışabileceğini düşünür.
Ama içinde hep görülmek isteyen bir yer vardır.
O yer, çoğu zaman çocukluktan kalır.
O an küçük gibi durur ama insanın içinde bir yere takılı kalan bu duygu sessizce büyür, şekil değiştirir ve yıllar sonra bir eksiklik, bir huzursuzluk, bir arayış olarak yeniden ortaya çıkar.
Sevgi, sadece insana değil, tüm canlılara verilmiş en temel ihtiyaçtır.
Bir çiçek ilgisiz kaldığında solar, bir canlı sevgi gördüğünde sakinleşir.
İnsan ise çok daha derin hisseder.
Bu yüzden sevgi; varoluşun temelidir. Sevgi çoğu zaman yanlış anlaşılır.
Sadece korumak, üzmemek ya da her istediğini yapmak sevgi değildir.
Sevgi bazen dur demektir, bazen sınır koymaktır.
Çünkü sınır olmayan yerde insan neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrenemez.
Hatta çoğu zaman özgür değil, sahipsiz hisseder.
Yeterince dinlenmeyen, anlaşılmayan bir birey, hayatın akışı içinde tarif edemediği bir eksiklik taşır.
Ne aradığını tam bilmez ama bir şeylerin eksikliğini hisseder.
Bu his, insanın içinde büyüyen en sessiz boşluktur. İnsan o boşluğu doldurmak için yönelmeye başlar.
Bir insana, bir ortama, bir düşünceye…
Ama bu yöneliş çoğu zaman sağlıklı bir farkındalıktan değil, içteki ihtiyaçtan doğar.
Bu yüzden kişi bazen yanlış insanları doğru zanneder, zarar gördüğü yerde kalmaya devam eder.
Çünkü aslında bağlandığı şey karşısındaki değil, içindeki eksikliktir. Zamanla sınır koyamamaya başlar.
Bu durum, sağlıklı düşünmeyi de zayıflatır.
İnsan, dışarıdan sevgi ve değer görmek uğruna kendini yok sayarcasına davranabilir.
Sadece kabul görmek, sadece görülmek için kendinden vazgeçer.
Dışarıdan uyum gibi görünen şey, içeride derin bir yorgunluk biriktirir.
İnsan sadece yaşamak istemez; hissettiği hayatın bir anlamı olmasını ister.
Bu anlam kurulmadığında yerini boşluk alır.
Ve o boşluk çoğu zaman yanlış şeylerle doldurulmaya çalışılır.
Ama geçici olan hiçbir şey, kalıcı bir eksikliği kapatamaz.
İşte tam bu noktada, sevginin nasıl verildiği belirleyici hale gelir.
Sevgi; sadece sözle değil, davranışla gösterilir.
Bir bireyi gerçekten dinlemek, onu susturmadan anlamaya çalışmak, hislerini küçümsememek…
Bunlar sevginin en temel halidir.
Sevgi aynı zamanda sınır koymaktır.
Ne zaman durması gerektiğini öğretmek, sorumluluk vermek, yaptığı davranışın sonucunu fark ettirmek…
Bu, baskı değil; hayatla baş edebilme gücü kazandırmaktır.
Sevgi, kıyaslamadan kabul etmektir.
Başkalarıyla ölçmeden, olduğu haliyle değerli olduğunu hissettirmektir.
Çünkü kendini değerli hisseden bir birey, değerini yanlış yerlerde aramaz.
Ve sevgi, tutarlı olmaktır.
Bazen var bazen yok olan bir ilgi değil; güven veren, devamlı bir duruştur.
Bir birey için en büyük güven, neyle karşılaşacağını bilmesidir.
Sevgi ailede başlar.
Orada öğrenilir, orada hissedilir, orada şekillenir.
Doğru verildiğinde insanın içini tamamlar; eksik bırakıldığında ise hayat boyu süren bir arayışa dönüşür.
Bu yüzden mesele sadece sevmek değil, doğru sevebilmektir.
Çünkü doğru verilen sevgi, bir çocuğun sadece bu gününü değil, bütün hayatını kurtarır.
Ve insan, gerçekten sevildiği yerde kendini aramaz… kendini bulur.
Fatmagül TANIŞ 2026

