fatmagultanis @ gmail.com

                           NEDEN?   

Benim annem Alzheimer hastası. Ona bir şey söylediğim zaman çoğu kez aynı soruyla karşılaşıyorum:

Neden?”

“Neden yapayım?”
“Neden yiyeyim?”
“Neden gideyim?”
“Neden?”

Bazen aynı soruyu defalarca soruyor.

Ben de her defasında yeniden anlatıyorum.

Çünkü biliyorum ki onun “neden”i, bir karşı çıkıştan çok, zihninde kaybolan bir anlamı yeniden bulma çabası.

Fakat annemin bu “neden”leri, bana yalnızca hastalığını değil, çocuklarımızı ve gençlerimizi de düşündürüyor.

Çünkü bugün onların da hayatında çok fazla “neden” var.

“Neden saygılı olayım?”
“Neden okumalıyım?”
“Neden büyüklerimi dinlemeliyim?”
“Neden güzel konuşmalıyım?”
“Neden insanları kırmamaya dikkat etmeliyim?”
“Neden ahlaklı olmalıyım?”

Peki biz bu sorulara gerçekten cevap verebiliyor muyuz?

Yoksa çoğu zaman yalnızca “Çünkü böyle olması gerekiyor.” deyip geçiyor muyuz?

Oysa çocuk, kendisine verilen her değerin arkasındaki anlamı bilmek istiyor.

Çünkü anlamını bilmediği bir davranış, zamanla sadece bir kurala dönüşüyor.

Kuralın baskısı ortadan kalktığında da davranışın kendisi kaybolabiliyor.

Bu yüzden çocuklarımıza yalnızca ne yapmaları gerektiğini değil, neden yapmaları gerektiğini de anlatmalıyız.

Saygının neden önemli olduğunu…

Okumanın neden insanın dünyasını büyüttüğünü…

Güzel iletişimin neden ilişkilerin temelini oluşturduğunu…

Ahlakın neden yalnızca başkalarının yanında değil, insanın kendisiyle baş başa kaldığında da gerekli olduğunu…

Ama burada çok önemli bir gerçek var:

Çocuk, anlattığımız değerden önce yaşadığımız değeri öğreniyor.

Büyüklerine saygılı ol.” diyoruz; ama onun yanında insanları küçümsüyorsak, çocuk sözümüzü değil davranışımızı kaydediyor.

Kitap oku.” diyoruz; fakat evde herkes sürekli telefon ekranına bakıyorsa, çocuk okumayı değil ekranı hayatın doğal parçası olarak görüyor.

İnsanları dinle.” diyoruz; ama çocuk bize bir şey anlatırken elimiz telefondaysa, iletişimin önemini anlatan bütün cümleler havada kalıyor.

Yalan söyleme.” diyoruz; sonra en küçük işimizi bile bahanelerle geçiştiriyorsak, çocuk ahlakı değil çelişkiyi öğreniyor.

Çünkü çocukların hafızası bazen bizim düşündüğümüzden daha güçlüdür.

Söylediğimiz cümleleri unutabilirler ama nasıl davrandığımızı içlerinde taşırlar.

İşte aile tam da burada başlıyor.

Aile yalnızca çocuğun büyüdüğü yer değildir.

Aile, çocuğun insanı tanımaya başladığı ilk dünyadır.

Çocuk sevgiyi, saygıyı, sınırı, sorumluluğu, merhameti ve iletişimi önce evin içinde görür.

Bu nedenle çocuk yetiştirmek, sadece çocuğa yön vermek değildir.

Kendimize de sürekli bakabilmektir.

Çünkü çocuklarımız bizim söylediklerimizi değil, söylediklerimizle yaptıklarımız arasındaki mesafeyi de görüyor.

Belki de çağımızın en büyük meselelerinden biri budur: Çocuklara çok şey anlatıyoruz ama onlara gösterecek kadarını yaşamıyoruz.

Oysa değerler, nasihatle başlayan ama örneklikle kök salan şeylerdir.

Bir çocuğa saygıyı anlatmak istiyorsak, onun karşısındaki insana saygımızı görmeli.

Ahlakı öğretmek istiyorsak, kimsenin görmediği yerde bile doğruyu seçtiğimize şahit olmalı.

İletişimi öğretmek istiyorsak, önce onun sesine kulak vermeliyiz.

Okumayı sevdirmek istiyorsak, elimizde bazen gerçekten bir kitap bulunmalı.

Çünkü çocuk, hayatı bizim cümlelerimizden değil, bizim hayatımızın içinden okuyor.

Annemin “Neden?”leri bana bunu her gün yeniden düşündürüyor.

Belki onun zihninde kaybolan bazı cevapları ben yeniden hatırlatıyorum.

Ama hayat da bana başka bir soru soruyor:

Biz çocuklarımıza, yarın onlar “Neden?” diye sorduklarında verebileceğimiz kadar sahici cevaplar bırakıyor muyuz?

Çünkü bir gün çocuklarımız büyüyecek.

Bizim yanımızdan çıkıp kendi hayatlarını kuracaklar. O zaman söylediklerimizin ne kadarını hatırlayacaklarını bilmiyoruz.

Fakat bizim davranışlarımızın onlarda nasıl bir iz bıraktığını hiçbirimiz tam olarak bilemeyeceğiz.

Bu yüzden çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras, güzel cümlelerden önce güzel bir örnektir.

Ve belki de bir çocuğun “Neden?” sorusuna verilebilecek en güçlü cevap, dilimizden çıkan söz değil; ömür boyu önünde duran hayatımızdır.

Fatmagül TANIŞ - 2026