bunyamingokce4646 @ gmail.com

SÜTÇÜ İMAM VE BERTİZ GERÇEĞİ

Maraş merkezinde, Fransız işgalcilerin ve yerli Ermeni çetelerinin hayasızca uzanan ellerine karşı patlayan o ilk kurşun, yalnızca bir namusun müdafaası değil; koskoca bir milletin şahlanış çığlığıydı.

Sütçü İmam’ın namlusundan çıkan o mübarek ateş, Maraş’ın sokaklarını dalga dalga tutuştururken; kahraman için de amansız bir takip ve hicret günleri başlıyordu.

Şehir adeta bir yangın yeriydi, ancak sığınılacak, soluk alınacak bir kale lazımdı.

Yönünü dumanlı dağlara, kadim topraklara çevirdi Sütçü İmam.

Doğruca Bertiz’e, yalçın kayaların ve yiğit insanların yurduna yöneldi.

Bertiz, coğrafyanın bağrında adeta tabiatın elleriyle örülmüş korunaklı bir kale gibi yükseliyordu.

Dağların heybeti, Bertizlilerin sarsılmaz iradesi ve sadakatiyle birleştiğinde, düşmanın asla sızamayacağı, aşamayacağı aşılmaz bir güvenlik duvarına dönüşmüştü.

İmam biliyordu ki; bu dağlar etten ve kemikten bir zırhtı arayana.

Bertiz’e vardığında, onu kollarıyla sarmalayan Dulkadiroğlu’nun Beşenli aşiretine bağlı Gövceler sülalesi oldu.

Toprağın kokusunu taşıyan, yürekleri imanla çarpan bu insanlar,

Maraş’ın öz evladını bağırlarına basmakta bir an bile tereddüt etmediler.

Gövceler’in ileri geleni, gönlü de sözü de yiğit Gövce Mulla (Gökçe Mulla), Sütçü İmam’ın yorgun gözlerine bakarak güven veren o sarsılmaz duruşuyla fısıldadı:

“Müsterih ol İmam, gönlünü ferah tut. Burası Bertiz’dir;

Burada hain barınamaz, buraya düşman ayağı basamaz. Sen artık bizim canımızsın, emanetimizsin.

Bu dağlar çöker, biz toprak oluruz da seni yine namerde çiğnetmeyiz. Rahat uyu, soluklan…

 ” Aslında Kadıoğlu gelip de şehirdeki yangını, yaşanan feryadı ve dertleri uzun uzun anlatacağı zamana kadar, Gövce Mulla çoktan tarihin akışını sezinlemişti.

Sütçü İmam ile diz dize, göz göze geldikleri o ilk anlarda, memleketin ahvalini, düşmanın sinsiliğini ve istihbaratın en ince detaylarını bizzat İmam’ın dilinden dinlemiş, kalbiyle teslim almıştı.

Şehirde ne olup bittiğini, pusuda bekleyen tehlikeleri ve atılacak adımları Gövce Mulla zihninde çoktan haritalandırmıştı.

Sütçü İmam, Gövceler’in kanatları altında, Bertiz’in sarp kayalıklarında hem bir misafir hem de parlamaya hazır bir istiklal meşalesi olarak saklandı.

O kale gibi dağlar ve Gövceler sülalesinin sadakati, Maraş’ın kurtuluş destanının ilk ve en güvenli karargahı oldu

15.10.2026

Selametle kalınız

Buradan sonrası başka yazıya kalsın

 

 

 

 

TARİHİ BİR ANI…..

KURTULUŞTA BERTİZ GERÇEĞİ.

YAZILMAYAN KAHRAMANLAR

 

          Agop Hırlakyan’ın Kadıoğlu Hasan Efendi’ye söylediği

        "Hükümeti Fransızlar ile biz kurarsak seni bağa götürüp sırtında zembille zibil (çöp/gübre) taşıtacağım" sözü, o dönem işbirlikçi Ermeni burjuvazisinin ve komitacılarının Türkmen eşrafına ve Müslüman halka bakış açısını özetleyen tarihi bir vesikadır.

 

          “Bu hakaret ve tehdit, sadece şahsi bir mesele değil; Anadolu’nun asil sahibi olan Türkmenlerin kendi yurtlarında maruz kalacağı esaretin somut bir habercisi olmuştur.

 

          Hasan Efendi’nin bu tehdidin ardından duyduğu büyük endişeyle doğruca Bertiz’e, Gövce Mulla’nın yanına gelmesi, Dulkadirli beylik geleneğinin ve aşiret bağlarının hâlâ ne kadar canlı olduğunu gösteriyor. Şehirde baskı ve tehdit varken, Bertiz dağları ve Gövceler kabilesi her zaman Türkmenlerin aşılmaz kalesi olmuştur.

 

          Hasan Efendi’nin "İş işten geçti, hadi iş başa düştü" diyerek durumun vahametini Gövce Mulla ya aktarıyor. Maraş’ta henüz şehir içi çatışmalar başlamadan çok önce gizli bir direniş kararı alındığını gösteriyor.

          "300 Bertiz çetesiyle 3 ay boyunca Bertiz Deresi'nde gizlice yapılan askeri talim" detayı muazzam bir askeri dehadır.

          Kadıoğlu Hasan Efendi işin ekonomik / finansal gücünü sırtlanmış, Gövce Mulla (Gökçe Molla) ve Bertiz ileri gelenleri ise işin askeri komutasını, insan gücünü ve organizasyonunu üstlenmiştir.

         

          Şehir halkı henüz ne yapacağını tam bilemezken veya hazırlıksız yakalanmışken, Bertiz dağlarında Gövce Mulla komutasında disiplinli, eğitimli ve vurucu bir gücün sessizce hazırlandığı anlaşılıyor. 22 gün 22 gece süren Maraş Harbi sırasında, Fransızların dağ yollarında ve şehirde neden bu kadar ağır darbeler yediğinin sırrı, işte Bertiz Deresi'ndeki bu 3 aylık gizli talimde saklıdır.

          Yiyecek temininde kadıoğlunun ekonomik desteği inkar edilemez.

Mondros Mütarekesi gereği Osmanlı ordusunun silahlarına el konulmuş (terk-i silah edilmiş) olmasına rağmen, direnişin asıl omurgasını Enver Paşa’nın kurduğu gizli istihbarat teşkilatı olan Teşkilat-ı Mahsusa’nın kadroları sağlamıştır.

          Teşkilat-ı Mahsusa elemanlarının ve Kuva-yi Milliye ajanlarının Elbistan, Malatya ve Sivas hattındaki gizli depolardan kaçırdığı silahlar, dağ yollarından Bertiz’e ulaştırılmıştır.

          Teşkilat-ı Mahsusa kanalıyla getirilen o silahlar, Bertiz Deresi'nde talim yapan Gövce Mulla'nın 300 yiğidine dağıtılmıştır.

          Maraş Harbi’nin sadece sokak aralarında tesadüfen patlak veren bir halk hareketi olmadığını; aksine Kadıoğlu Hasan Efendi’nin vizyonu ve ekonomik desteği, Teşkilat-ı Mahsusa'nın lojistiği, Gövce Mulla’nın askeri liderliği ve Bertiz Gövceler/Beşenli yiğitlerinin kanıyla, canıyla aylar öncesinden ilmek ilmek örülmüş profesyonel bir yeraltı teşkilatlanması olduğunu kanıtlıyor.

 

15.10.2026

Selametle kalınız