fatmagultanis @ gmail.com

SOSYAL ÇÖKÜŞ 1

Sosyal alan araştırmalarım ve dijital mecralardaki saha gözlemlerim, toplumsal dokumuzun sessiz ama derin bir kırılma yaşadığını gösteriyor.

Sanal dünya, ne yazık ki modern insanın gerçek hayatta bastırdığı, ertelediği ya da yüzleşmekten kaçındığı dürtülerin kontrolsüzce sergilendiği bir  gölge oyununa dönüşmüş durumda.

Dijital ekranlar, birey ile etik sorumlulukları arasına yapay bir perde çekerek sınırların kolayca ihlal edilmesine zemin hazırlıyor.

Gözlemlediğim tablo, dijital platformların ve anlık iletişim ağlarının çok büyük bir oranla insani bağ kurma amacından uzaklaştığını belgeliyor.

Bu mecralar, zihinsel ve ruhsal bir paylaşım alanı olmaktan çıkıp, anlık bedensel hazların ve yüzeysel arzuların ikamet ettiği karanlık birer sığınağa dönüşmüş vaziyette.

İnternet kanalları, sadakat ve mahremiyet gibi köklü değerlerin göz ardı edildiği kapalı kapı arkası ilişkilere ev sahipliği yapıyor.

Sahada bizzat yürüttüğüm sosyal deney ve gözlem verileri, ne yazık ki insan ruhunu yaralayan sarsıcı bir tabloyu önüme koydu.

Dijital platformlar ve anlık iletişim ağları, ne yazık ki insani bağ kurma veya fikir alışverişinde bulunma amacından giderek uzaklaşıldığını gözlemledim.. Bu mecralar, zihinsel ve ruhsal bir paylaşım zemini olmaktan çıkıp, anlık bedensel eğilimlerin ikamet ettiği kapalı birer sığınağa dönüştürülmüş vaziyette. Ekranlar; sadakat, edeb ve mahremiyet gibi köklü erdemlerin arka plana itildiği, nefsi arzulara vasıta kılınan görünmez temaslara ev sahipliği yapıyor.

Meseleyi bir sosyolog olarak daha da üzücü kılan boyut ise, bu tablonun zihinlerde kazandığı sahte rahatlıklar ya da vicdanının rahatlatmalar diyelim.. Bireyler, "somut bir sınır ihlali yok" ilüzyonunun arkasına sığınarak, insan onuruna yakışmayacak kadar fütursuz ve edebe mugayir yaklaşımları olağanlaştırma eğilimine girmişler.. Sanallığın sunduğu bu  alanı, iletişimdeki nezaket ve seviyeyi beklenmedik şekilde aşağı çekmiş; gayriahlaki talepleri sirayet ettirmiştir. Oysa bedenlerin uzaklığı, niyetlerin ve yaklaşımların ürettiği ahlaki erozyonu hafifletmemektedir.

Meselenin en sarsıcı tarafı, bu tutumun aile kurumunun kutsallığına ve yerleşik sorumluluklara gölge düşürerek yaygınlaşmasıdır. Kameraların ve ekranların ardında anlık heveslere kurban edilen mahremiyet, sadece bireysel bir sapma değil; toplumsal çöküşün en belirgin habercisidir. Mahremiyetin bu derece sıradanlaşması, insanın önce muhatabına, ardından kendi öz değerlerine yabancılaşmasına yol açmaktadır.

Fatmagül TANIŞ 2026