zahidekoska95 @ gmail.com

KÖYLÜ DİYE DİYE ÜRETİM NASIL YOK OLDU? APARTMANLARA MAHKÛM İNSANLAR

Köylü milletin efendisiydi, değil mi? Peki ne oldu?

Bu gün köyler boşaldı, apartmanlara sıkışmış, üretimden kopmuş bir toplum haline geldik.

Sanayileşmenin hız kazandığı 20. Yüzyılın ortalarından itibaren kırsal nüfusun kentlere göçü büyük bir ivme kazandı.

Köylerde yaşayan halk, sanayileşmenin sunduğu iş ve eğitim olanakları için şehirleri tercih ederken, tarım ve hayvancılık gibi geleneksel üretim alanları giderek zayıfladı.

Bu gün geldiğimiz noktada ise tarım ve hayvancılıkla geçinen köylü sayısı dramatik bir şekilde azalırken, kentlerde apartmanlara sıkışmış, üretimden kopuk bir yaşam sürdüren insanlar çoğaldı.

Bu süreç, hem ekonomik hem de sosyo kültürel boyutlarıyla derin bir incelemeyi hak ediyor.

Köylü nüfusun azalması ve tarımsal üretimin çöküşü Köy yaşamı, tarihin büyük bir bölümünde ekonomik üretimin belkemiğini oluştururdu.

Tarım, hayvancılık, zanaatkârlık ve köylü ekonomisinin değer unsurları, yalnızca yerel ihtiyaçları karşılamakla kalmadı, aynı zamanda ülkelerin ekonomilerine de ciddi katkılar sundu.

Ancak sanayileşmeyle birlikte tarımsal üretim giderek değer kaybetti, köyler boşaldı.

Köy de yaşam şartları doğal olduğu kadar hayli zorlarken, şehrin büyülü atmosferi insanları köyden kente göçü oldukça fazlalaştırdı.

Betonlar arasında havasız ortamda nefes almaya çalışıyoruz.

Bir algıdır gider şehirleşmede “köylü” der geçerler. Oysaki ihtiyaçlarımızın başında gelir köy ürünleri.

6 Şubat’ta yaşadığımız asrın felaketi bir kez daha gösterdi ki, köylü olmanın ne kadar önemli ve kıymetli olduğunu.

Bu gün büyük şehirlerin hemen her semtinde yükselen beton bloklar, Apartman yaşamı, insanları doğadan koparıp, onları dört duvar arasına hapsediyor.

Herkesten kopuk izole hayatımızı hatırlatırken, üretime katkısı olmayan, tüketimle beslenen bir yaşam tarzının simgesi haline geldi.

Eskiden köyde sabah gün doğarken tarlasına giden, akşam olunca ürettiğiyle evine dönen insanlar varken, bu gün sabah işe gitmek için trafikte kaybolan, akşam ise marketten hazır gıda alan insanlar var.

Ne üretim var ne de üretene değer. Kırsaldan kente göç, daha iyi bir hayat umuduyla başladı.

Sanayi devrimiyle şehirler büyüdü, ama o umut çoğu kez hayal kırıklığına dönüştü.

İnsanlar daha iyi koşullarda yaşama hayaliyle gelirken, şehirlerdeki zorlu hayat koşullarıyla karşı karşıya kaldılar.

Ne köydeki huzur kaldı, nede üretimin bereketi.

Peki, çözüm ne? Bir süredir “kırsala dönüş” hareketlerinden bahsediliyor.

Gençler şehirlerin boğucu havasından bıktı ve doğaya dönmek, üretmek istiyor.

Belki de gerçekten çözüm buradadır. Yeniden toprağa dönmek, üretimi canlandırmak ve köylüyü yeniden milletin efendisi yapmak.

Çünkü üretmeden var olamayız, ne ekonomik ne de sosyal alanda.

Gıda teröründen korumamız gereken nesillerimizi ancak doğal yaşamla, toprakla buluşturmayla köy yaşamındaki üretimle mümkündür. Şimdi bir düşünme vakti.

Betonlaşmış hayatlarımızın içinde sıkışıp kalmayı mı kabulleneceğiz, yoksa üretime, doğaya, toprağa yeniden mi döneceğiz.